Çarşamba, Eylül 16, 2026
spot_imgspot_img
Ana SayfaHavas Rehberiİslam’da Sihir ve Büyü: Dini Hükmü ve Şirkle İlişkisi

İslam’da Sihir ve Büyü: Dini Hükmü ve Şirkle İlişkisi

Sihirle uğraşmanın ve bu tür uygulamalarda bulunmanın dinî hükmü konusunda İslam âlimleri çeşitli değerlendirmeler yapmıştır. Ancak genel kanaat şudur ki; sihir yapmak haramdır ve büyük günahlar arasında yer alır. Nitekim İmam Nevevî, bu konuda âlimler arasında görüş birliği bulunduğunu ifade ederek, Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) sihri yedi helak edici büyük günahtan biri olarak saydığını belirtmiştir.

İslam’a göre cinsellik, ancak evlilik bağı içerisinde helaldir. Nikâh bağı bulunmaksızın yaşanan her türlü cinsel ilişki haramdır. Buna karşılık, evlilik bağı mevcut olduğunda bu ilişki meşru ve helal kabul edilir. Sokakta herhangi bir adamın elindeki silah haram, polisin, askerin elindeki silah helaldir. Havas da böyledir. İcazeti olan ve Allah rızası için aileyi ve danışan kişiyi korumak için uygulanıyorsa helaldir. Ayırmak için kullanılan havas işlemi büyüdür, haramdır.

Sihirle uğraşmanın ve bu tür uygulamalarda bulunmanın dinî hükmü konusunda İslam âlimleri çeşitli değerlendirmeler yapmıştır. Ancak genel kanaat şudur ki; sihir yapmak haramdır ve büyük günahlar arasında yer alır. Nitekim İmam Nevevî, bu konuda âlimler arasında görüş birliği bulunduğunu ifade ederek, Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) sihri yedi helak edici büyük günahtan biri olarak saydığını belirtmiştir.

Bununla birlikte, sihrin öğrenilmesi ve öğretilmesi de esas itibarıyla yasaklanmıştır. Ancak bazı âlimler, iki özel durum için sınırlı bir ruhsat tanımışlardır:

  • Küfür unsuru barındıran sihir ile küfür içermeyen uygulamalar arasındaki farkı ayırt edebilmek amacıyla,
  • Kendisine sihir yapılmış bir kimseyi bu etkiden kurtarmak için.

Birinci durum, daha çok itikadî açıdan risk taşır. Kişi, sihrin gerçek anlamda bağımsız bir tesir gücü olduğuna inanmadıkça ve yalnızca bilgi edinme maksadıyla onu tanırsa, bu mutlak anlamda haram kabul edilmemiştir. Bu durum, putperestlerin putlara nasıl ibadet ettiklerini öğrenmeye benzer; anlatılan şey bir fiilin tasviri olup, onu bizzat uygulamakla aynı değildir.

İkinci durumda ise, büyüye maruz kalan bir kimseyi bu etkiden kurtarmaya yönelik karşı uygulamaya “nüşre” adı verilir. Bu konuda ihtilaf bulunmakla birlikte, âlimlerin çoğunluğu meşru yollarla yapılan nüşrenin câiz olduğu görüşündedir. Saîd bin el-Müseyyeb’in “Allah, zarar vereni yasaklamış; fayda sağlayanı yasaklamamıştır.” sözü bu anlayışı destekler. Katâde de kişinin kendisine yapılan sihri tedavi ettirebileceğini ifade etmiştir.

İbnü’l-Cevzî’nin aktardığına göre, Ahmed bin Hanbel’e nüşre sorulduğunda, bunda bir sakınca görmediğini belirtmiştir. Her ne kadar Hasan-ı Basrî’den mürsel olarak rivayet edilen “Nüşre şeytan işidir” hadisi bulunsa da, âlimler bu rivayeti niyete bağlı bir uyarı olarak değerlendirmiştir. Yani sihirle yapılan nüşre yasaklanmış; dua, rukye ve meşru yöntemlerle yapılan uygulamalar bu kapsam dışında tutulmuştur.

Bu nedenle nüşre iki kısma ayrılmıştır:

  • Sihir yoluyla yapılan nüşre: Yasaklanmıştır.
  • Dua, rukye ve meşru vesilelerle yapılan nüşre: Câiz kabul edilmiştir.

Bu görüşü destekleyen delillerden biri de Hz. Câbir’den (radıyallahu anh) rivayet edilen hadistir. Rivayette, akrep sokmasına karşı rukye uyguladıkları ve Resûlullah’ın (s.a.v.) “Kardeşine faydası dokunan kimse bunu yapsın.” buyurarak buna izin verdiği aktarılır.

Ayrıca Buhârî ve diğer hadis kaynaklarında geçen “Göz değmesi haktır” hadisi, manevî zararların varlığını ve bunlara karşı meşru tedavi yollarının bulunduğunu göstermektedir.

Rukyenin hükmüyle ilgili olarak Avf bin Mâlik el-Eşcaî’den gelen Müslim rivayetinde, Resûlullah (s.a.v.) rukyelerin kendisine arz edilmesini istemiş ve içerisinde şirk unsuru bulunmadıkça rukyede sakınca olmadığını açıkça ifade etmiştir.

Soruda geçen hadis-i şerifte ise Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Kim sihir amacıyla düğüm atar ve ona üflerse sihir yapmış olur. Kim sihir yaparsa şirke düşer. Kim bir şey asarsa, ona havale edilir.” (Nesâî)

Bu hadis, âlimler tarafından farklı şekillerde yorumlanmıştır. Bazılarına göre bu fiil, müşriklerin davranışlarına benzediği için kınanmıştır. Zira fayda ve zararı yalnızca Allah’tan bilmek gerekir. Düğümlere veya nesnelere özel güç atfetmek, tevhid anlayışıyla bağdaşmaz.

Bazı âlimler ise, bu davranışın ancak gerçek tesir gücünün o nesnede olduğuna inanılması hâlinde şirk olacağını söylemiştir. Bir kısım âlimler de burada kastedilenin şirk-i hafî olduğunu, yani tevekkülün zedelenmesi anlamına geldiğini ifade etmiştir.

Hadiste geçen “bir şey asma” meselesi ise, fayda veya zarar beklentisiyle takılan muska ve nazarlıklar içindir. Süs amacıyla takılan eşyalar bu kapsama girmez. Bazı âlimler, Kur’an ayetleri veya Allah’ın isimleriyle hazırlanan muskaları bu yasağın dışında tutmuş, hatta câiz görmüşlerdir. Abdullah bin Amr’ın çocuklara bu tür şeyler astırdığına dair rivayetler de buna delil olarak gösterilmiştir.

Ancak Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, Kur’an’dan yazılı şeyler asmanın sünnet olmadığını, asıl sünnetin zikre devam etmek olduğunu belirtmiştir.

“Kim bir şey asarsa, ona havale edilir” ifadesi ise, kişinin bağlandığı ve medet umduğu şeye bırakılacağı anlamında anlaşılmıştır.

Sonuç olarak, İslam’da ölçü şudur:
Sihir ve benzeri, insanı Allah’tan uzaklaştıran ve haram yollar içeren uygulamalar yasaktır. Buna karşılık dua, rukye ve meşru tedavi yolları câiz görülmüş ve teşvik edilmiştir.

İlgili Yazılar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

spot_img

HAVAS MARKET

Havas Uygulamaları